cem's profileBaşını göğsüme yasladığı...PhotosBlogListsGuestbook Tools Help
Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler!

Comments (6)

Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.

To add a comment, sign in with your Windows Live ID (if you use Hotmail, Messenger, or Xbox LIVE, you have a Windows Live ID). Sign in


Don't have a Windows Live ID? Sign up

gökhan özwrote:

Son bir mektup göndermissin bana
Beni sevmedigini yazmissin son sayfada
Solmus bir gülde birakmissin arasina
Gözyaslarin damlamis yapragina

 

Aglayarak okudum her bir sayfayi
Sende degil kendimde buldum hatayi
Simdi bana sor çektigim aciyi
Dinmeyen su kalbimde ki sanciyi

Sensiz geçer mi sandin zaman
Aglayan gözlerim durur mu sandin
Böyle kaçmakla biter mi sandin
Iste söylüyorum seni hala SEVIYORUM...

Sept. 4
gökhan özwrote:
Image Hosted by ImageShack.us            Image Hosted by ImageShack.us 
 

 

Image Hosted by ImageShack.us  Image Hosted by ImageShack.us 

 


Gün battı
Çoktan açtı gece sefaları
hasret bahçesinin
Kuşlar çoktan döndü yuvalarına
Sulara selam veriyor
akşamın hüznü
Yağmurlar geldi ellerinde güllerle,
Gelincikler geldi kapıma,
kan rengi karanfiller geldi
Sen gelmedin…

 

Yelda gecelerde,
Hercai menekşeler ortağı oldu düşlerimin
Uzun bir türküyle düştü
yalnızlığıma martılar
Ayın sevdası geldi
gelinlik göçmen bir kızın
yarım kalmış bohçasıyla
Kayan bir yıldızın gözyaşı geldi,
elemi geldi,
yası geldi;
Sen gelmedin…

 

Ümit kayığında
kürek mahkumuydu hayallerim
Sabahları önce resmin girdi bütün odalarıma
Saçlarındı gölgesi mahzun ikindilerimin
Adın yazılı kaldı sokaklarında gönül şehrimin
Söndü hasret rüzgârından,
vuslatın yanan mumu
Erguvanlar geri geldi
yaz ortasında,
Erken sonbaharlarda
sardunyalar geldi,
Sen gelmedin…

 

Kırık bir vazoda bıraktın can elmasımı
Geceler geldi,
gündüzler geldi,
türküler geldi,
gemiler geldi,
son trenler geldi,
Sen gelmedin…

vefasız sevili haziran gülüne ...!!!by.GÖKHAN...!!! 

 

 
Image Hosted by ImageShack.us  Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us

 
Image Hosted by ImageShack.us    Image Hosted by ImageShack.us
Aug. 10
June 10
hüzünlüwrote:
alanınız çok hoş emeğinize sağlık
June 10
Gerçek Hayal
Enes Sadık

 


Bir aralık, toprağa karışmış, parmaklarının ucu görünen bir el belirdi hayalde. Cansızdı; etrafını saran toprağı kabullenmese de iç içeydi onunla. Çok kesif bir trafikle hareket etmekte olan hücrelerin, fısıldaşan terennümleri de kesilmişti artık.

Hayat doluyken, vadiler dolusu altının, malın mülkün, hırs ve emelin dolduramadığı o eli, nasıl da dolduruvermişti toprak... Ve kıskıvrak sarınca etrafını, karnı patlarcasına doymuştu da “tamam, yeter” bile diyememişti. İş bu kertede bitseydi, mesud sayacaktı kendini el sahibi. Sonra, aynen ağaç kurdunun tahtayı kemirmesi gibi toprak da etini kemirmeye, derisini yüzmeğe başlamıştı. Ardından yavaş yavaş vücudunun şeklini de kaybetmeye başladı. Sonra mı? Atılmış kemikler halinde kalakaldı. Geride bıraktığı hayır ve hasenat varsa, dost bulacaktı bir nebze, nefes alacaktı, Yoksa eğer, çok sessiz, karanlık ve dipsizdi bu çukur.

Gün gelip de kemikler, oksitlenmiş demir gibi, yavaş yavaş eriyip toprakla hemdem olunca, mevcudiyetine ait hayat eseri de kalmamıştı. Ve derin, sessiz bir bekleyiş... Fakat bekleyişte ebedilik yok. Derken bedende diriliş, canı hissediş anı. Aynı anda beyinleri zonklatan bir ses. Sûr olsa gerek bu...

Sonra; kumdan çıkıp, hayatı yeni soluklamış, sağa sola dağılıp denizi arayan yavru deniz kaplumbağaları gibi, şaşkın ve telaşlı bir tablo çiziyor insanlar. Bir zamanki nefsin “Biz öldükten sonra eski halimize mi döndürüleceğiz? Çürümüş kemikler olduğumuz zaman mı?” inkârlarını hatırlıyor ruhlar. “Demek ki ikinci diriliş de varmış”, diyorlar. Ama iş işten geçti, artık çok şey yok: Ana baba yok bugün, kardeş dost yok. Hepsi üryan, birbirlerini bile gördükleri yok. Evet, elbiseden üryan fakat günahları giyinmiş insanlar. Borçlarını gerdanlık gibi boyunlarına takınmış. Şimdi çıplaklıklarından değil, günahlarından utanıp duruyorlar; ayaklarına vurulmuş zincirler gibi sanki.

Mahşerde toplanan insanlar, bir bir boyunun ölçüsünü alıyor mizanda. Öyleki tozlar bile heder olmayıp tartılıyor. Zerre iyilik, zerre kötülük bile kaydedilmiş defterlere. Sonra sağdan soldan uçuşuyor defterler. Buna mukabil gülen, ağlayan, sararıp solan yüzler. Kimi mesrur, kimi defterini gizler. Oysa o gün gizli saklı yok, herşey açıktır. Ve birden beliriverir müekkeller... Kimine melek, kimine zebani... Ardından yoğun bir sevkiyat başlar; bir yol cennete, bir yol cehenneme...

Dünya-ahiret esrarını çözmüş ve amellerini ebedileştirmişlere ise, korku yoktur. Hak yolu erlerinin yüzlerinde endişe tüllenmez asla. Dünyada O’nun (cc) yolunda ayağa bulanmış bir toz, zorlarcasına çökertir kefeyi. Diğer tarafta katmer katmer günahlar olsa da havada kalır kefe. Bir mana veremez Hak eri bu işe:

“Mümkün olsa da tekrar gidip toprağa, çamura hala- sam ayaklarımı hizmet yolunda” der, gördüğü tablo karşısında. Nasıl ki dünyasını şehevatla dolduranlara cehennem kapıları açılıyor burada; dünyada ızdırap yüklenenlere de cennet kapılan açılır ardına kadar, çileden uzak. İman davasında koşturmaktan terleyen alınları ateş yalamaz o gün. Titreyen kalbin gözyaşları sel kesilir sıratta. İnler cehennem, “ateşimi söndürüyorsun, çabuk geç!” diye. Tahtlara yaslanıp binbir çeşit meyveden tatmak düşer ehl-i cennete. Küçük amellerle dikilen büyük sarayları temaşa eder gözler heyecanla. Gariplere müjdeler yağar o gün sağnak sağnak.

Kimine acı, kimine mutlu sondan; sonra film şeridi başa dönercesine, toprağa karışmış el hayalleniyor tekrar. Gerçekleşmesi yüzde trilyon, trilyarlar olan hayal düşünülüyor. Bulunduğu noktaya bakıp zihinler, vicdanını polis yapıyor idrak edenler.

Gönül ister ki, nefislerini tanısın hep canlar. Tanısın ki Rabb’ini tanısın, idrak etsin içinde bulunduğu hayatı. Aşina olsun fâsılaya ve ikinci dirilişe. Ve önüne aşılmaz dağlar gibi dikiliverdiği gün, “Zaten bekliyordum, tanıyorum bunu” desin gönül rahatlığıyla. Hafifleyip pervaz etsin sonsuzluğa.

 

OKYANUSLAR DOLUSU SELAM VEDE DUALARIMLA HAYIRLI VEDE BEREKETLİ GÜNLERE İNŞALLAH...

June 9